TRT World Forum’un ikinci gününde konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Bir gazeteci tanıklarla görüşmek, belgeleri incelemek ve bir haberi doğrulamak için haftalarca çalışabilir. Haber internette yayımlandığında ise erişim, gazetecinin açıklayamadığı kararlar alan bir algoritmanın tercihine bağlıdır.
Yapay zeka, yapılan araştırmayı kaynağını göstermeden özetleyebilir. Okuyucular bilgiye ulaşırken, bu bilgiyi üreten haber kuruluşu mali sıkıntıyla karşı karşıya kalabilir. Gazeteciler kanıt toplayabilmek için hayatlarını tehlikeye attığında, algoritmalar da çalışmalarının kamuoyuna ulaşmasının önüne geçtiğinde ne olur?
Gerçek görünmez hale getirildiğinde dezenformasyon daha da güçlenir. Algoritma çağında yönetimin kimde olduğunu sorarak yola çıktık. Belki de bundan daha önemli soru, bu gücü kimin denetlemesi gerektiğidir.
Benim yanıtım, geleceğin insanların elinde kalması gerektiğidir. Gelecek; muhakeme yapabilen, gerçeği savunabilen ve aldığı kararların sorumluluğunu üstlenebilen, kısacası bu niteliklere sahip insanların elinde olmalıdır. Yönümüzü algoritmalara bırakmak yerine, algoritmalara insani ve etik bir istikamet kazandırmalıyız" dedi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, 'TRT World Forum 2026'nın ikinci gününde düzenlenen 'Algoritmik Çağda Kontrol Kimde? Şirketler, Devletler, Vatandaşlar' başlıklı oturumun açılış konuşmasını yaptı. Duran, "Dün açılışta gerçekleştirdiğim konuşmada küresel düzenin mevcut durumuna ve karşı karşıya bulunduğumuz yeni gerçekliklere değinmiştim.
Bugün ise kıymetli uzmanlarla birlikte daha özel ve belki de daha çetin bir soruyu ele alacağız. Algoritma çağında yönetim kimin elinde? Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki dijital devrimin biçimlendirdiği bir dönemdeyiz.
Daha derin bir açıdan bakıldığında karşı karşıya olduğumuz konu, egemenlikle, adaletle ve kimi zaman da insanlığın kendi varlığıyla ilgili bir meseledir" diyerek konuşmasına başladı.'GAZETECİLİĞİN
BAĞIMSIZLIĞA, FİNANSAL DESTEĞE VE GÜÇLÜ MESLEK İLKELERİNE İHTİYACI VARDIR'
Başkan Duran, "Gazetecilik uzun yıllar boyunca kendi 'kapı bekçilerine' sahipti. Editörler, haberlerin doğrulanıp doğrulanmadığını, kamu yararına hizmet edip etmediğini ve haksız zarara neden olmadan yayımlanmasının mümkün olup olmadığını değerlendirirdi. Elbette sonuçta gazete sahiplerinin ticari menfaatleri ve siyasi bağlantıları bulunduğunu hepimiz biliyoruz.
Ancak her editoryal kararın arkasında adı, mesleki sorumluluğu ve gerektiğinde hesap sorulabilecek yükümlülüğü bulunan bir insan vardı. Bugün bu bekçinin yerini giderek daha fazla algoritmalar alıyor. Kararlarıyla yüzleşebileceğimiz bir yüzü ve sorumluluğunu taşıyan bir ismi bulunmuyor.
Bu tehdit gazetecilik açısından ne ifade ediyor? Bir gazeteci tanıklarla görüşmek, belgeleri denetlemek ve bir haberi teyit etmek için haftalar harcayabilir. Bir haber merkezi editörlerin, çevirmenlerin ve hukuk uzmanlarının ücretlerini karşılar.
Ancak haber internette yayımlandığında, erişimi gazetecinin açıklayamadığı kararlar alan bir algoritma belirler. Platform ise bu ilgiden gelir elde eder. Yapay zeka, araştırmayı kaynağını belirtmeden özetleyebilir.
Okuyucular bilgiye erişirken, o bilgiyi hazırlayan haber merkezi ekonomik güçlük yaşayabilir. Habere artık yalnızca bir tıklamayla ulaşılabiliyor. O halde çatışma bölgesinden haber yapan muhabirin ücretini kim karşılayacak?
Arka planda çalışan editörün masraflarını kim ödeyecek? Gazetecilik yalnızca görünürlükle varlığını sürdüremez. Gazetecilik; bağımsızlığa, mali desteğe ve güçlü meslek ilkelerine ihtiyaç duyar.
Her şeyden önemlisi, gazetecilik kendisini duyması gereken kişilere ulaşabilmelidir" ifadelerini kullandı.'ÜLKESİNİN
TARİHİNİ İNTERNETTE ARAYAN GENÇ BİR İNSANI HAYAL EDİN'
Burhanettin Duran, "Her halkın kendine özgü bir tarihi, kültürü, dili ve değerleri vardır. Fakat günümüzde genç kuşaklar tarihlerini ve kültürel miraslarını giderek daha çok dijital platformlar üzerinden öğreniyor. Ülkesinin geçmişini internette araştıran genç bir kişiyi gözünüzde canlandırın.
Milyonlarca insan dünyayı kavramak için bu sistemlere başvururken şu soruyu yöneltmeliyiz: Gelecek kuşakların kendi geçmişleri hakkında ne öğreneceğine kim karar verecek? Algoritma çağında yönetim kimin elinde? Teknoloji şirketleri, kontrolün kullanıcılarda olduğunu savunuyor.
Kullanıcılar ne izleyeceklerine, ne okuyacaklarına ya da ne paylaşacaklarına kendileri karar veriyor. Ancak algoritmalar ekranlarımızda neyin yer alacağını zaten belirlerken bu tercih ne ölçüde özgür olabilir?" diye konuştu.'YİNE DE
TEKNOLOJİ DEVLERİ SINIRLARI AŞIYOR, MUAZZAM MİKTARDA VERİYİ KONTROL EDİYOR'
Burhanettin Duran, "Devletler yasalar çıkarabilir ve düzenlemeler yapabilir. Buna rağmen teknoloji devleri sınırları aşmayı sürdürüyor, çok büyük miktarda veriyi kontrol ediyor ve pek çok ülkenin sahip olduğundan daha geniş kaynakları yönetiyor. Bu sorunun yanıtını ne şirketler ne de devletler tek başına verebilir.
Dijital dünyanın geleceğini hiçbir zaman bütünüyle birkaç güçlü aktörün kontrolüne bırakmamamız gerektiğine yürekten inanıyorum. Türkiye bakımından bu konu aynı zamanda dijital egemenlik meselesidir. Bir millet, verilerini koruyabilmeli, kültürel kimliğini yaşatabilmeli ve kendi hikayesini dünyaya anlatabilmelidir.
Peki teknolojinin insanlığın hizmetinde kalmasını nasıl güvence altına alabiliriz? Bize rehberlik etmesi gereken üç temel ilke olduğuna inanıyorum" dedi.'BİRİNCİ
İLKE 'HESAP VEREBİLİRLİK'TİR'
Burhanettin Duran, "İlk ilke 'hesap verebilirlik'tir. Teknoloji şirketleri, aldıkları kararların sorumluluğunu üstlenmeden kamusal hayat üzerinde böylesine büyük bir etki kuramaz. Algoritmaların işleyişi konusunda daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var.
İnsanlar içeriklerinin hangi nedenle kısıtlandığını, bazı bilgilerin neden diğerlerinden daha fazla öne çıkarıldığını ve adil bulmadıkları kararlara nasıl itiraz edebileceklerini bilmelidir. İkinci ilke 'algoritmik dağıtımda adalet'tir. Bazı seslerin milyonlarca kişiye ulaşırken bazılarının neredeyse hiç duyulmadığı bir dijital düzeni kabul edemeyiz.
Bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve adil muamele; milliyeti, dili ya da yaşadığı yer ne olursa olsun herkes için eşit biçimde geçerli olmalıdır. Üçüncü ilke ise çoğulculuktur. Dijital dünya, dünyanın sahip olduğu çeşitliliği yansıtmalıdır.
Ona tek bir ülkenin, kültürün veya şirketin hakim olmasına izin verilmemelidir" diye konuştu.'DEZENFORMASYONLA MÜCADELE ETMEK
VE İNSANLARIN GÜVENİLİR BİLGİYE ERİŞİMİNİ SAĞLAMAK İÇİN YORULMADAN ÇALIŞIYORLAR'
Başkan Duran, "Sayın Cumhurbaşkanımız, 'Dünya beşten büyüktür' sözünü uluslararası topluma birçok kez hatırlatmıştır. Aynı ilkenin dijital dünyaya bakışımıza da yön vermesi gerektiğini düşünüyorum. Dijital dünya da birkaç teknoloji şirketinden ibaret değildir; farklı milletlere, kültürlere ve dillere mensup insanlara aittir.
Onların sesleri, deneyimleri ve bakış açıları küresel bilgi alanında yer bulmalıdır. Türkiye, daha adil ve kapsayıcı bir dijital düzenin oluşmasına katkı sağlamaya kararlıdır. Bu bağlılık, kamu yayıncımız TRT ile Anadolu Ajansı’nın çalışmalarında görülmektedir.
TRT ve Anadolu Ajansı, farklı dillerde yaptıkları yayınlarla gerçeği dünyanın dört bir yanındaki izleyicilere aktarmayı sürdürüyor. Dezenformasyonla mücadele etmek ve insanların güvenilir bilgiye ulaşmasını sağlamak için durmaksızın çalışıyorlar. En önemlisi de sesi duyulmayanlara ses veriyor ve hikayelerinin dünyaya ulaşmasını mümkün kılıyorlar.
Bu görevi zaman zaman çok ağır insani bedeller ödeyerek yerine getiriyorlar" ifadelerini kullandı.'BU
GAZETECİLER DÜNYADA OLUP BİTENLERİ GÖSTERMEK İÇİN HAYATLARINI RİSKE ATTILAR'
Burhanettin Duran, "Gazze’de Anadolu Ajansı, İsrail’in hava saldırısında yaşamını yitiren serbest kameramanı Montaser Al-Sawaf’ı kaybetti. TRT Arabi kameramanı Sami Şehade, Gazze’den haber aktardığı sırada ağır yaralandı ve sağ bacağını yitirdi. Bu gazeteciler, dünyada yaşananları gösterebilmek için hayatlarını tehlikeye attı.
Ancak gerçek kayıt altına alınsa dahi dünyanın onu göreceğinin garantisi yoktur. Büyük dijital platformlarda Gazze’den gelen haberler ve görüntüler kaldırıldı, sınırlandırıldı ya da hassas veya grafik içerik şeklinde etiketlendi. Bağımsız insan hakları kuruluşları bile otomatik sistemlerin meşru gazetecilik faaliyetlerini nasıl kısıtladığını ve Filistinlilerin sesini nasıl bastırdığını belgeledi.
Bu da bizi algoritma çağındaki dezenformasyonun en rahatsız edici boyutlarından birine götürüyor" dedi.'GERÇEK
GÖRÜNMEZ KILINDIĞINDA DEZENFORMASYON DAHA DA GÜÇLÜ HALE GELİR'
Burhanettin Duran, "Dezenformasyonu çoğu zaman yanlış haberlerin yayılması şeklinde değerlendiririz. Peki gerçek olanın kendisi insanların gözünden uzaklaştırılırsa ne olur? Gazeteciler kanıtları ortaya koyabilmek için hayatlarını riske atarken algoritmalar onların çalışmalarının kamuoyuna ulaşmasını engellerse ne olur?
Gerçek görünmez hale geldiğinde dezenformasyon daha da güçlenir. Algoritma çağında yönetimin kimde olduğunu sorarak başladık. Belki de daha önemli olan, bu gücü kimin denetlemesi gerektiğidir.
Benim yanıtım, geleceğin insanların elinde kalması gerektiğidir. Gelecek; düşünebilen, gerçeği savunabilen ve seçimlerinin sorumluluğunu taşıyabilen, bu özelliklere sahip insanların elinde kalmalıdır. Yönümüzü algoritmalara teslim etmek yerine onlara insani ve etik bir doğrultu kazandırmalıyız" diye konuştu.




